Zaman zaman daha karşımızdakini dinlemeden olaylara bakış açımızı özetlemek için, “Ben senin yerinde olsaydım” deyip arkasını getiririz. Olayı karşımızdakinin yerinde olmakla çözeceğimizi zannederiz. Tamamıyla kendi vizörümüzden olayları değerlendiririz. Oysa ki, o kişinin yerinde olmak değil, kendimizi o kişinin yerine koymamız gerekir ki, olaylara daha sağlıklı bakabilelim.
Anglo Sakson kültürü bunu, “olaylara karşımızdaki kişinin ayakkabılarını giyerek bakmamız gerekir” özdeyişi ile anlatmaya çalışır. Biz de son zamanların en moda değişini tekrarlıyoruz: Empati yapmak.
Artık iletişimdeki bu olmazsa olmaz “empati” ya da başkasının yerine kendini koyma sanatı, iş ilişkisi, aile ve dost ilişkisinde ya da hizmet verenin alıcısına iyi bir hizmet ürünü sunmasında hep karşımıza çıkıyor.
Sizin beğenileriniz ve hizmetiniz artık alıcı için çok da fazla bir şey ifade etmeyebiliyor. Alıcınızın sosyo ekonomik, kültürel altyapısını bilmeniz, onun kılıfına girmeniz, onun beynini okumanız, onun beklentilerini bilmeniz gerekiyor ki ve bunları saptarken de tıpkı onun penceresinden bakmanız gerekiyor ki, onun istediği gibi bir hizmet, bir ürün sunabilesiniz. Böylece onun duygularına, yüreğine dokunabilesiniz, onu kazanabilesiniz.
Gazetecilikte arşiv bilgilerini kullanmanın önemine çok inanırım. Bir gazete haberinin ömrü 24 saattir ve ondan sonra unutulmaya mahkumdur. Ertesi gün yeni haberler, yeni olaylar sayfaları kaplar. Ancak bir olayın bir günde bitmediği ve günlerce gazete sayfalarında yazılıp çizildiği de bir gerçek. Hatta üstünden üç beş gün geçtikten sonra o haberle ilgili köşe yazarlarının makalelerine bile rastlamak mümkün.
Birkaç günlüğüne yurt dışına gittiğimde, iş yoğunluğundan da internetten gazeteleri okumamışsam, yurda dönerken uçaktaki gazeteleri elime aldığımda gündemden iyice uzaklaştığımı anlıyorum. Makaleler, öyle bir ele alınıyor ki, sanki birkaç gündür gündemi meşgul eden olayları herkes biliyor ve o makaleleri anlayacakmış gibi. Yirmi dört saat ömrü olan bir gazetenin her satırında insan bir cümle de olsa geçmiş olayın bir açıklamasını, özetini bekliyor. Gündemden herhangi bir nedenden dolayı bir iki gün uzaklaşmaya gör. Köşe yazılarını anlayabilene aşk olsun. Hadi ben biraz geçmişi karıştırıp bilgi sahibi olmaya çalışıyorum, işi toparlayabiliyorum ama ya gazete okumadığını söylediğimiz gençlik ne yapsın? Bir türlü konuya giremiyorlar.
Onun için sevgili dostum, köşe yazarlarım, sevgili muhabir ve yazıişlerindan arkadaşlarım, empati yapın, sizi, o haberi ilk kez okuyacakları düşünün ve bir cümle ile geçmişi özetleyin haberin sonunda. Okuyucunun penceresinden bakın, ama sakın haa okuyucuya “ben senin yerinde olsaydım…” demeyin. Bir gazeteci eskisinden size söylemesi…
Dr. Zehra Güngör